Bumerang - Yazarkafe

13 Nisan 2011

En Son Yürekler Ölür

Canan Tan’ın “En Son Yürekler Ölür” adıyla henüz yayınlanan son romanından bazı satırları ilk olarak Fikrimühim’de okumuştum. Romanın tanıtımı için uygulanan yöntemlerden biri de pazarlamanın yeni trendi “viral pazarlama/ağızdan ağıza pazarlama (womm)" oldu. Üstelik romanın kahramanı Nehir’in bir reklam ajansında proje koordinatörü olması ve yazar Canan Tan’ın tanımıyla “Amerika’da son yılların gözde yöntemi, ağızdan ağıza pazarlamanın Türkiye’de tanınmasını sağlayan kişilerin başında gelmesi” ile roman ve pazarlama yöntemi arasında sağlanan karşılıklı etkileşim, pazarlama açısından güzel bir örnek oluşturdu.

Romanın konusu, oldukça can alıcı... İnsanın yüreğini titretiyor. Hayatlar çok tanıdık. Kişiler son derece güncel. İçimizden birileri.. Yeni evli bir çift, trafik kazası geçiriyor. Nehir’in eşi Deniz, hayata veda ediyor. Organ nakli gündeme geliyor. Yazarın kelimeleriyle; “Roman, yaşamın ölümle bitmeden yeniden başladığı bir kavşakta geçiyor."

İşte bu kavşakta bir kişi geride kalırken; diğer kişi, geride kalandan aldığı emanetle yoluna devam ediyor. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra yürek ölüme direniyor. Nakil yapılan kişiye can veriyor. Birinin hüznü, diğerinin buruk mutluluğu oluyor.

Allah, kimseye ne bu acıyı yaşatsın ne de organ nakline gerek olsun. Sağlık herşeyden önce geliyor. Hepimizin duaları, sağlıklı yaşamaktan yana ama olur da bir gün bu kavşakta kesişirse yollar; nakil yapılan kişilerin, emanet aldıkları organların gerçek sahipleriyle kendilerini özdeşleştirip, özdeşleştirmediklerini düşünürüm okuduğum/duyduğum her nakil haberi sonrasında. Canan Tan’ın son romanı “En Son Yürekler Ölür”, söz konusu özdeşleşmeyle ilgili düşüncelerimin de şekillenmesini sağladı. 

Canan Tan, sade diliyle gayet anlaşılır ve su gibi akıcı romanlarıyla keyifli bir okuma olanağı sunuyor.