Bumerang - Yazarkafe

14 Mayıs 2011

Türkiye’nin ruhu ile sevgiyi bulan Paulo Coelho’dan çarpıcı bir reenkarnasyon öyküsü : “Elif”

Reenkarnasyona inanır mısınız? Ruhlar, farklı bedenlerde ve farklı zamanlarda yeniden mi dünyaya gelirler? “Ruh eşi” kavramınının realitesi nedir? Ruh eşlerinizle ya da reenkarnasyona göre geçmiş zamanlarda bir yerlerde birarada olduğunuz kişilerle şu anki hayatlarınızda karşılaşma olasılığınız nedir?
Açıkçası bu soruların yanıtlarına dair net bir fikrim yok.  “Simyacı” ile başlattığı içsel yolculuğunu “Elif” ile sürdüren Paulo Coelho, işte bu soruların yanıtlarını reenkarnasyon inancıyla kendi açısından kitapta yanıtlıyor. Anadili Portekizce’den sonra ilk kez Türkçe’ye tercüme edilen ve “Elif” adıyla yayınlanan kitabı Paulo Coelho, geçtiğimiz mart ayı içerisinde geldiği Türkiye’de lanse etmişti. Aslında bir reenkarnasyon romanı olan “Elif”in adının kaynağını Coelho, “Elif,  her şeyin başladığı, zaman ve mekan kavramlarının olmadığı yerdir. Burada ne geçmiş vardır, ne gelecek, herşey şimdide birleşir.” diyerek  ifade ediyor.     
Bilgelik yolunda duraklama sürecindeyken, Tao ustası J’nin önerisiyle “gönlünün onu çektiği yere doğru yeni bir yolculuğa çıkmaya” karar verdiğini belirten Coelho’ya, Türkiye’nin ruhu sevgiyi verecektir. Transsibirya Demiryolu ile 2006 yılında çıktığı zorlu tren yolculuğu, Avrupa’da bir istasyondan başlar, Rusya’daki 9288 km’lik güzergahında birçok şehri birbirine bağlar ve Rusya’nın yüzde 76’lık bölümünü yedi farklı saat dilimi boyunca kat eder.  Bu zorlu ve çok uzun yolculukta yazara Tao ustası J, Rus yayıncısı ve trende karşılaştığı Türk kızı Hilal eşlik eder. İşte bu yolculuk boyunca yaşananları ve reenkarnasyon deneyimlerini Brezilya’ya yani yaşadığı kent Rio de Janeiro'ya dönüşünden sonra roman kurgusu içerisinde yazmaya karar veren Paulo Coelho, “Elif”te kendisi ile birlikte Hilal'in öyküsünü anlatıyor. Romanın çıkış noktasını ise, reenkarnasyona inanan yazara göre ortaçağda aşık olduğu ve engizisyon mahkemesinde yakılarak öldürülme cezası verilen Hilal’le günümüzde yeniden buluşması ve yazarın kendisini bugünde affettirme çabası oluşturuyor.      
Paulo Coelho’nun, Rusya’yı bir uçtan bir uca kat etmesini sağlayacak olan 9288 km’lik tren yolculuğuna çıkmaya karar vermeden önce aslında ruhsal açıdan bir darboğazın eşiğinde olduğuna tanık oluyoruz. Bu darboğazı ve aslında içsel bir yolculuğa çıkıştaki isteksizliğini Paulo Coelho, kitapta okurlara “Krallığımın Kralı” başlıklı giriş bölümünde şu cümleleriyle aktarıyor: 
“Yine mi ayin yapacağız? Yine mi görünmez güçleri, görünen dünyaya çağıracağız? Yaşadığımız hayatla ne ilgisi var bunun?... Dünya, hiç şimdiki kadar kamplaşmamıştı. Dün savaşları, soykırımlar, gezegeni hiçe saymalar, ekonomik krizler, buhranlar ve yoksulluk kol geziyor. Herkes dünyadaki sorunların ya da kişisel dertlerinin hiç olmazsa bir kısmından kurtulmak için acil çözümler arıyor. Ne var ki, geleceğin daha fazla karanlıktan başka vaadi yok. Bense kalkmış, kökleri bugünün tehditlerinden uzağa, çok eskilere uzanan ruhani bir geleneğin peşinden koşuyorum hala, öyle mi?”
Paulo Coelho, bu ruh halindeyken, bir davet üzerine Rusya’ya gidiyor. Rus yayıncısı, yazarı Rusya’da birkaç kentte  okurlarla buluşturma isteğindeyken, Coelho’nun öne sürdüğü Rusya’ya gelme koşuluna bağlı olarak okurlarla buluşma projesi, 9288 km’lik Transsibirya yolculuğuna dönüşüyor. Bu zorlu tren yolculuğuna başlarken, “İhtiyacın olan sevgi bende” diyerek ısrarla yazarın peşinden tren yolculuğuna katılan Hilal adlı Türk kızıyla tanışıyoruz. Rusya’da bir konservatuvarda keman eğitimi almakta olan ve başarılı bir virtüoz olma yolundaki Hilal, Coelho’ya eşlik edenlerin antipatisine karşın zamanla yazarın sempatisini kazanmayı başarıyor.
Genç kızın yeşil gözlerinde yakaladığı ışığın etkisiyle “Elif”i yaşayan yazar, geçmiş zamanda yani ortaçağda Hilal’le buluşuyor ve Hilal’in aslında ortaçağda yaşarken aşık olduğu genç kız olduğunu anlıyor. Geçmiş hayatında Dominiken tarikatının bir üyesi olduğunu iddia eden yazarın, engizisyon mahkemesinde kilisenin kuralları dışına çıkanları yargılayanlardan ve cezalandıranlardan biri olduğuna tanık oluyoruz. Hilal’in ise engizisyon mahkemesince idam kararı verilen ve bu vahşetin kurbanı olan sekiz kız arasında olduğunu satır aralarında okuyoruz. Hilal’le günümüzde karşılaşması ise yazar için son derece anlamlı... Elif’teki bu buluşma, yazara göre Hilal’e kendisini affettirebilmesi için gerçekleşiyor. Reenkarnasyon inancıyla geçmişe yapılan bu gezintide, Hilal de ortaçağda yaşanan vahşetin kurbanı olarak yazarın o çağda kendisine aslında büyük bir kötülük yapan kişi olduğunu anlıyor. Romanın ilerleyen sayfalarında Hilal’e “Seni seviyorum demeyi sadece seni affediyorum diyebilenler becerir” diyerek bağışlanmayı dileyen yazar, kendisini affettirmeyi başarıyor ve ruh dinginliğine kavuşuyor.  
Tren yolculuğu, 1 Haziran 2006’da sona eriyor. “Elif”te buluşup, ortaçağda önceki hayatlarına dönüş yapan yolculuk sonunda günümüzdeki hayatlarına yani Hilal, okuluna;, Paulo Coelho ise Brezilya’ya dönüyor. Yazar ve Hilal’in Eylül 2006’da Avusturya’da yeniden karşılaştıklarını, oradan Barcelona’ya ve sonrasında da Pamplona ve Burgos kentlerine birlikte geçiş yaptıklarını, büyük bir keman virtüozu olma yolundaki Hilal’in müzik eğitimini yarıda bıraktığını ise, kitabın “sonsöz”ünden Paulo Coelho’nun anlatımıyla öğreniyoruz.
Ruhların ölümsüzlüğünü, reenkarnasyon inancını, bugünü etkileyenin geçmiş hayatlarda yapılanlar olmadığını, aslında bugün yapılanların, geçmişte yapılanları telafi ettiğini savunan Paulo Coelho, “Elif”te  “affedilmeyi istersen affedilirsin” mesajını da veriyor okurlara. Bu arada, ”Temel bilgilere sahip olmadan geçmişe dönmeye çalışmak, feci sonuçlar doğurabilir” diyerek uyarıda bulunmayı da ihmal etmiyor. Reenkarnasyona ve “farklı bedenlerde farklı zamanlarda  geçmiş hayatlar” kavramına inandığımı söyleyemem, ancak Paulo Coelho’nun reenkarnasyon yolculuğuna eşlik etmek ve bu yönüyle empati kurabilme deneyimi yaşamak isteyenlerin “Elif”i mutlaka okumalarını öneriyorum.   
“Elif”ten aklımda kalan çarpıcı cümleler ise;
“Hayat ancak ölünce uyandığımız bir rüyadır. Yaşadığımız müddetçe zaman akar gider. Zamanı notalardan okuyan bir müzisyenim ben. Zaman olmasa müzik de olmazdı”
“Dejavu, çabucak aklımızdan silinen bir sürprizden çok ötedir, çünkü anlamsız olsa da kafamızı meşgul etmez. Oysa dejavu, zamanın geçmediğinin bir kanıtıi daha önce gerçekten yaşanmış olup, şimdi tekrarlanmakta olan birşeye doğru sıçramadır”
“Biz birşeyi arıyorsak, o şey de bizi arıyordur.”
“İki insan bir ömür boyu birlikte yaşayabilir, çalışabilir ya da hayatlarında tek bir kez karşılaşıp, ebediyen ayrılabilirler. Çünkü onları bu dünyada biraraya getirecek olan şeyin doludizgin gittiği fiziksel mekana yolları düşmemiştir. Bazen de onları neyin yaklaştırdığını anlamadan kendi yollarına giderler, fakat Tanrı isterse, aşkı bir kere tatmış olanlar tekrar biraraya gelebilirler.”
“Etrafında ne varsa kullanabileceğin bir strateji geliştirmelisin. Mücadeleye hazırlanmanın en iyi yolu, verebileceğin karşılıkları sınırsız hale getirmektir."