Bumerang - Yazarkafe

9 Haziran 2011

Ömrümden Uzun İdeallerim Var

Bir kadın düşünün ki; iş hayatına atıldığı yıllardaki toplumsal normlar gereği çok zengin bir ailenin çalışan bir kızı olarak söz konusu normların dışına çıkabilmeyi başarsın, ülkemizde iş dünyasına yön veren bir holdingin kuruluşundan bu yana her aşamasında görev alsın ve o dönemin erkek egemen iş dünyası içerisinde başlı başına bir başarı öyküsüne imza atsın. Buna karşın mütevazi yaşam biçimi ve üstlendiği toplumsal sorumluluk ile eğitim ve sanat alanlarında topluma yararlı birçok projelerin hayata geçmesini ve başarıyla sürdürülebilir olmasını sağlasın. Üstelik ideallerini tek tek realize etmeye başladığı ve ülkenin en güçlü iş kadını olduğu günlerde apansız bir hastalığa bağlı olarak hareket yeteneğini kaybetmiş olmasına karşın kabuğuna çekilmeyi   reddedip, yaşama sıkı sıkıya tutunarak, toplumsal projelerini sürdürme azmiyle yaşıyor olsun. Evet, bahsettiğim bu örnek kadın, Suna Kıraç.

Güçlü, azimli ve yaşama bağlılığıyla örnek oluşturan Suna Kıraç’ın hayat öyküsünün anlatıldığı “Ömrümden Uzun İdeallerim Var” adlı kitap, aslında 2006 yılında yayınlandı. Ancak ben bu yılın başında okuyabildim. Kitabı okurken; çalışma prensipleri ve iş disipliniyle olduğu kadar mütevazi denilecek bir yaşam tarzını benimseyen, içinde olduğu çemberin dışına çıkmayı başarmış, topluma da yararlı olabilmiş çok yönlü bir insanla karşılaştım. Herşeyden önce bu kadına hayran oldum,  sağlığı elvermiş olsaydı da şu anda yapabildiklerinden daha fazlası için çabalıyor olacağına dönük inancım nedeniyle de üzüldüm. Çünkü bu idealist kadının kitabın başlığında olduğu gibi ömründen daha uzun idealleri ve hayalleri ile bunları gerçekleştirebilme azmi ve gücü vardı.    

Kitabın ilk bölümü, Suna Kıraç’ın çocukluk günlerinden İnan Kıraç’la evlendiği ve uzun yıllar sonra kızı İpek’in evlatlık edinildiği günlere uzanan anılardan oluşuyor. Bu bölüm,  Suna Kıraç’ın sağlıklı olduğu günlerde kendisi tarafından kaleme alınmış notların derlenmesiyle oluşturulmuş. Suna Kıraç’ın başlattığı toplumsal projeler, destek verip, öncülük ettiği eğitim ve sanat projeleri, yakın çevresi ve dostlarının anlatımıyla Suna Kıraç’ın profili ve 1996 yılında ilk etkileri hissedilen ve 2000 yılından itibaren hareket yeteneğini tamamen kaybetmesine yol açan ALS hastalığının pençesinde geçirdiği zorlu günler, eşi İnan Kıraç ve kızı İpek’in desteğiyle bu amansız hastalığa karşın yaşama sevincini kaybetmeden hayata nasıl tutunduğunun anlatıldığı ikinci bölüm ise gazeteci yazar Rıdvan Akar tarafından tamamlanmış.   

“Ömrümden Uzun İdeallerim Var”, Suna Kıraç’ın hayat öyküsünü içeriyor olmasının yanı sıra Koç Ailesi’ni ve Ankara’dan İstanbul’a yerleşen ailenin ticari hayatta sağlam adımlarla gerçekleştirdiği yükseliş öyküsünü ve Koç Holding’in kurumsallaşma yönünde attığı adımlar ile ailenin iş prensiplerini de ortaya koyuyor. Suna Kıraç, Koç Holding’in kurumsallaşmasını sağlayan kişi olarak biliniyor. Kitapta bu süreci Suna Kıraç, “Çalışmaya başladığım ilk günden itibaren, bu topluluğun profesyonelleşmesi için büyük çaba sarfettim. Sağlığım müsaade ettiği ölçüde de bunu yapmaya devam edeceğim.” diyerek açıklıyor.

Suna Kıraç’ın annesi Sadberk Hanım, babası Vehbi Koç ve ağabeyi Rahmi Koç, ablaları Semahat Arsel ve Sevgi Gönül ile anılarından ve aile ilişkilerinden bahseden Suna Kıraç, hem geleneklerine bağlı hem de çağdaş bir aile içerisinde büyüdüğünü özellikle vurguluyor. Ablası Sevgi Gönül ile ikiz kardeş yakınlığında büyüdüklerini satır aralarında belirten Suna Kıraç’ın, Sevgi Gönül’ün tedavisi için ABD’ye annesi ve babasıyla birlikte gitmesi, bu ayrılığa bağlı olarak depresyon geçirmesi ve aşırı şişmanlaması gibi anılarına da kitapta yer veriliyor.  

Liseden sonra eğitimine ABD’de devam etmek istediğini, babası Vehbi Koç’un “ailenin tek erkek çocuğu olarak Rahmi Koç’tan daha iyi bir eğitim alır ve ailede gelecekte dengeler bozulur” kaygısıyla buna karşı çıktığını öğreniyoruz. Daha sonra babasının yanında çalışmaya başlayan Suna Kıraç, şirketin farklı birimlerinde iş disiplini içerisinde görev alıyor. Suna Kıraç, bu süreci kitapta “Vehbi Koç’un üniversitesinden mezun olan ilk ve tek öğrenci unvanına sahiptim. Babam, kendi tezgahının en iyi üniversite olduğunu söylerdi. Bana da ‘Seni ben yetiştireceğim' dedi. Nitekim, öyle de oldu. 35 yıl babamla birlikte çalıştık, en önemli kararları birlikte aldık." şeklinde aktarıyor.

Daha sonra İnan Kıraç’la evlenen Suna Kıraç, Boğaziçi Üniversitesi'nde işletme üzerine eğitim de alıyor. Suna Kıraç, eğitime büyük önem veriyor. “Herşeyin devletten beklenmemesi gerektiğini” savunan Suna Kıraç,  eğitim alanındaki birçok çalışmaya öncülük ediyor. Koç Lisesi, Koç Üniversitesi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), Suna Kıraç’ın öncülüğünde kuruluyor.  

Suna-İnan Kıraç evliliğinin mantığının eseri olduğunu kitapta belirten Suna Kıraç, iş hayatında olduğu kadar özel hayatında da dengelerin mantık üzerine kurulu olduğunu ise; “İnan ile evliliğim, yaşam biçimi haline getirdiğim mantığımın eseriydi. İnan’ı evlendikten bir hayli sene geçtikten sonra sevmeye başladım, çünkü İnan’ı değiştirmeye çabalamaktan vazgeçtim” şeklindeki cümleleriyle ifade ediyor. Suna Kıraç’ın evliliğinin güçlü temellere dayanmasını, hem kendisinin hem de eşinin iş hayatındaki farklı konumlarını ve rollerini evlerine taşımamış olmalarına bağlıyor. Suna Kıraç, eşine olan sevgisini şöyle dile getiriyor:
“İnan, yaşamımdaki en güzel hediyeydi. Onun varlığı ile hayatım daha da anlamlandı. Çok mutlu ve uyumlu bir aile yaşamı kurduk. Birbirimizi kırmadık. İş yaşamındaki farklı konumumuzu ve rollerimizi evimize taşımadık. Bugün ise İnan, benim için bambaşka bir bir değer kazandı. Çünkü yaşadığım bütün zorluklar, sıkıntılar ve hastalık sürecinde yanımda o vardı. Ondan güç aldım ve ona hep İnan'dım.”

Kitabın önsözüne de değinmek istiyorum. Rıdvan Akar, “Suna Kıraç, sadece gözleriyle konuşuyor. Yakalandığı o melun hastalık nedeniyle vücudunu hareket ettiremiyor, yürüyemiyor, konuşamıyor, başını bile hareket ettiremiyor. Buna karşılık, pırıl pırıl beyni ile hayallerini gerçekleştirmek için düşünüyor proje üretiyor. Bu kitap, Suna Kıraç’ın o insanüstü direnişini anlatıyor. Pes etmeyen, hastalığına yenik düşmeyen ve yaşamı seçen bir annenin, eşin ve işkadınının hayatı şeklinde dile getirdiği cümleler kitabın benim için okunma gerekçesini açıklıyor.

Bu arada kitap geliri, Suna Kıraç’ın kuruluşuna öncülük ettiği Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na aktarılmakta olduğunu da hatırlatmak isterim.