Bumerang - Yazarkafe

8 Temmuz 2011

Değişen zamanlar, değişen hayatlar ve tarih aynasından yansıyanlar:"Leyla'nın Evi"

Ne zaman tarihi bir köşk ya da yalı görsem; ilk sahiplerinin kimler olduğunu, kaç kuşağın o köşkte yalıda konakladığını ve tarih akışında evin nelere şahit olduğunu düşünürüm.  Bu tarihi evler, mimarisiyle olduğu kadar konaklayanlarıyla da o eski zamanları günümüze yansıtır.  Zaman değişir, konaklayanlar değişir ama ev aynı kalır. Değişen yalnızca hayatlar ve kültürlerdir.

Zülfü Livaneli’nin geçtiğimiz aylarda okuduğum romanı “Leyla’nın Evi”, tarihi bir yalının zamanla el değiştirmesiyle birlikte değişen yalı sakinlerini ve değişen hayatlarını konu alıyor. Romanın karakterlerini; Leyla, Yusuf, Roxy-Rukiye, Ali Yekta Bey, Ali Yekta Bey’in oğlu Ömer Cevheroğlu ve gelini Necla oluşturuyor.   

Balkan Savaşları sonrasında Bosna’dan İstanbul’a göç etmek zorunda kalan birçok Osmanlı’dan biri olan Abdullah Avni Paşa ve eşi Üftade Hanım, İstanbul’da bir yalıya yerleşirler. Bu yalı, Rumeli göçmeni aileyle birlikte “Bosnalılar Yalısı” olarak adlandırılmaya başlanır. Ancak bu yalı, sakinlerine hep uğursuzluk getirecektir.

Rumeli göçmeni paşa ve ailesi, İngiliz işgali altındaki İstanbul’da da zor günler yaşarlar. Abdullah Avni Paşa’nın yalısı, o günlerde önemli konukları da ağırlamaktadır. Yalıda verilen davetlerden birine İngiliz subayı Teğmen Robert Whitaker katılır. İngiliz subayı ile Abdullah Avni Paşa’nın kızı Handan arasında  gizli bir aşk yaşanır. İşgal ordusundaki İngiliz subay ile Osmanlı paşasının kızı Handan’ın imkansız aşkı, İngiliz teğmenin öldürülmesiyle sonuçlanır. Ne var ki paşanın kızı Handan hamiledir. Ev halkı tarafından inzivaya çektirilen Handan, doğum yaparken hayatını kaybeder. Handan ve İngiliz subaydan geriye bir kız çocuğu kalır. Bu çocuğa Leyla adı verilir. Paşa dedesi ve anneannesi tarafından büyütülen Leyla için “anne ve baba” kavramları büyük bir boşluktan ibarettir. Leyla’nın annesi Handan ve babası, paşa ve ailesi için üstü örtülmesi gereken bir sırdır, bir lekedir. Leyla, bu lekenin ağırlığıyla büyütülür. Bunlar yaşanırken, Bosnalılar Yalısı’nda da hayat her geçen gün zorlaşır, paşa ve ailesi giderek yokluk çekmeye başlarlar. Abdullah Avni Paşa’nın ölümü sonrasında da yalı, Salih Bey’e satılır. Yalının yeni sahibi Salih Bey, vefakarlık örneği sergiler ve Leyla ile anneannesi Üftade Hanım’ın evsiz kalmasına gönlü razı olmaz. Onları yalının bahçesindeki müştemilata yerleştirir. İki aile arasındaki ilişkiler, saygı çerçevesinde devam eder.

Salih Bey’in zamansız ölümü ile yalının yeniden el değiştirmesi, Osmanlı soylusu Leyla Hanım’ı yeniden darboğazın eşiğine sürükler. Çünkü yalının yeni sahibi, büyük bir bankanın patronu Ömer Cevheroğlu ve eşi Necla Hanım, yalının bahçesindeki müştemilatın sessiz ve kendi halindeki sakini Leyla Hanım’ı istemezler. Ömer Bey, Osmanlı sarayında ve sonrasında Osmanlı soylularının köşklerinde uşak olarak çalışan Ali Yekta Bey’in tek oğludur. Ali Yekta Bey’in en büyük hedefi, oğlu Ömer’in iyi bir yere gelmesiyle birlikte kendisinin de uşaklıktan kurtulup, sınıf atlamasıdır. Karısı tarafından yıllarca önce terk edilmiş olan Ali Yekta Bey, bu uğurda hayata dair ideallerini yansıttığı oğlu Ömer’i en iyi şekilde yetiştirmiş ve onun iyi bir eğitim almasını sağlamıştır. Nitekim, Ömer büyük bir bankanın patronu olmuştur. Ömer, babası Ali Yekta Bey’in tüm karşı çıkmalarına rağmen memur kızı olan Necla ile evlenir. Necla, kısa sürede Ömer ve Ali Yekta Bey arasında uçurumların oluşmasına yol açar.       

Bosnalılar Yalısı’nın yeni sahibi Ömer Bey ve eşi Necla Hanım, Leyla Hanım’a ait olan müştemilatın tapusunu, yasal olmayan yollardan elde ederler. Leyla Hanım için "akli melekelerinin yerinde olmadığına” dair bir rapor çıkartıp, bu raporla Leyla Hanım’a tayin edilmesini sağladıkları vasi üzerinden müştemilatın kendilerine satılmış olduğunu belgelerler. Leyla Hanım’ı da zorla müştemilattan çıkarırlar.  

Yalnızca bir bavulla sokak ortasında kalakalan Leyla Hanım, iki gün süreyle yalının girişinde bekler. Yaşlı kadının yaşadığı olayı haber yapmak üzere görevlendirilen gazeteci Yusuf ise olay yerine geldiğinde kadının Leyla Hanım olduğunu görür. Yusuf’un babası, Bosnalılar Yalısı’nda daha önceden bahçıvan olarak çalışmıştır ve ailesi Leyla Hanım’ın çok iyiliğini görmüşlerdir. Yusuf, Leyla Hanım’ı ikna eder, yaşadığı evinin geri alınması için elinden geleni yapacağına söz verir ve yaşlı kadını Cihangir’deki kendi evine getirir. Yusuf, Cihangir’deki eski bir apartmanın çatı katında Almanya’da çocukluğu geçmiş ve gurbetçi bir ailenin kızı olan Rukiye ile birlikte yaşamaktadır. Rukiye, hip-hop şarkıcısıdır ve adını “Roxy” olarak kullanmaktadır. Roxy, yaşlı kadını istemez, Leyla Hanım da gençlere rahatsızlık vermek istemese de gidecek başka yeri olmadığı için Yusuf’un da ısrarlarıyla evde kalmaya devam eder. Gelişmeler, bir süre sonra Roxy ve Leyla Hanım’ı yakınlaştırır, her ikisi de birbirlerini anlamaya ve sevmeye başlarlar. Yusuf ise Leyla Hanım’ın uğradığı haksızlığa karşı Ömer Bey’le çetin bir mücadeleye başlar.   

Diğer yandan, Bosnalılar Yalısı’na yerleşip, uşaklık kaderini değiştirme hayalleri kuran Ali Yekta Bey, Leyla Hanım’la karşılaşıyor. Leyla Hanım’ın başına gelenleri öğrenen Ali Yekta Bey, olayları sorgulamaya başlıyor. Yalıya dönüşünde oğlu ile gelininin tartışmalarına tanık olan Ali Yekta Bey, kırılan gururu ve yıkılan hayallerinin sarsıcı etkisiyle gelini Necla’yı tabancasıyla öldürür. Bosnalılar Yalısı, yeni sahiplerine de uğursuz gelmiştir.

Karısının babası tarafından öldürülmesinden sonra bunalıma sürüklenen Ömer Bey, Leyla Hanım’ın eski evini yeniden verir. Bu süreçte Yusuf ve Roxy evlenir, doğan kızlarına “Leyla” adını verirler. Leyla Hanım için Yusuf ve Roxy, kendi çocukları gibidir. Onlarda çocuk özlemini de giderir. Leyla Hanım’ın ölümünden sonra vasiyetinde evini  Roxy ve Yusuf’a bırakır. Leyla Hanım’ın evi, yine bir Leyla’yla kalmıştır.

“Leyla’nın Evi”; değişen zamanların, değişen hayatların ve tarih aynasından yansıyanların bir romanı. Zaman değişiyor; konaklayanlar, hayatlar ve kültürler değişiyor ama ev hep aynı kalıyor. Evlerin kültürel dokusu, bir anlamda tanık olduklarıyla şekilleniyor. Eski sakinlerin izleri, evlerin yeni sakinlerine yansıyor. Zülfü Livaneli; farklı kuşaklar, farklı kültürler ve farklı değerleri “Leyla’nın Evi” romanında buluşturuyor. Bu romanda zaman zaman yüreğinizde ağırlık hissediyorsunuz ve mutlu son bu ağırlığı hafifletiyor. Romanın son sayfalarında mutlu bir gülümseme şekil veriyor yüz hatlarınıza... Okumalısınız.