Bumerang - Yazarkafe

20 Ekim 2011

Şarkını Söylediğin Zaman

12 Eylül öncesi ve sonrası... Zor zamanlarda bu toprağın gem vurulmuş idealist çocukları.. İdealleri uğruna yitip gidenler, kaybedenler, zor günleri “değer miydi?” diye sorgulayanlar... Cihan, Deniz ve Deniz’in annesiz ve babasız büyümek zorunda kalan kızı Ayşe Devrim, yıllar sonra “aşk tesadüfleri sever” tadında bir karşılaşma ile doğan Cihan ve Ayşe Devrim’in aşkı, buruk ama mutlu bir son...    
İnci Aral, “Şarkı Söylediğin Zaman” ile zor yılları ve yaşanan yıkımları, aşk temasıyla bütünleştirip anlatıyor. İnci Aral, romanda Cihan’ın “Siyah Defter”, Deniz’in ise “Kırmızı Defter” olarak tanımladığı iki günlük ile geriye dönük anlatım tekniğinden yararlanmış. Böylelikle yazar; 2008 yılından 1978, 1980 ve 1983 yıllarına uzanan anılar ile hem ülkenin siyasi buhran yıllarını, “ne devrim ideallerinden ne de aşklarından vazgeçebilen” gençleri, görüş ayrılıklarının hasımlaştırdığı insanları, 12 Eylül darbesi ile ülkede başlayan yepyeni bir dönemi, o dönem kuşağının yaşadığı yıkımları ve  Deniz’in kızı Ayşe Devrim ile bu yıkımların bir sonraki kuşağa yansımalarını yalın bir şekilde okuyuculara yansıtıyor.  
Konu bütünlüğü açısından bazı kopukluklara karşın, roman dramatize olmayan yalın bir anlatıma sahip. "İnci Aral, bazı sayfalarda neden konu derinliğine girmemiş?" diye sorduğum anlar olduysa da yazarın okuduğum en iyi kitabı diyebilirim. Romanın anafikrini de özetleyen cümlesi ise; “Geçmişte neyin nasıl olduğu unutuluyordu eninde sonunda. Geri gelen, zamanın tortusuydu."

Kitaptan geriye kalan cümleler ise;
 “Gerçekte zaman soyut değil, gözle görülür, biçimi olan bir şeydi. Yine de üst üste gelmiş resimlere bakarken olduğu gibi zamana da bir kuyunun derinliğine bakar gibi bakabiliyordu insan. Yukardan aşağıya, aydınlıktan karanlığa... Suyun siyah aynasında hiçbir şey görünmüyordu ilkin. Son­ra yavaşça bir nesne beliriyor, yüzeye çıkıyordu. Bir ağacın göl­gesi, herhangi bir öğleden sonrasının en güzel anı, bir söz, dal değiştiren bir kuşun kanat sesi, bir bakış ya da duruş. Yaşanan­lar kaybolup gitmiş gibi geliyordu insana ama öyle değildi. Daha sonra gelenler belleği yeniden biçimlediği için aynı he­yecan yakalanamıyordu, geçmişte neyin nasıl olduğu unutulu­yordu eninde sonunda. Geri gelen, zamanın tortusuydu.”
“Aşk böyle tuhaf bir şeydi işte. İnsan hiç beklenmedik anda, beklenmedik biriyle karşılaşıyor ve onu farkında olmadan içine yerleştiriyordu. Bu duyguyu tanıyor, biliyor, özlüyordu. Gerçekte bütün aşklar bir öncekilerin devamıydı.”
“Nazım'ın dediği gibi: 'Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum. Kendi şarkımı. Ama yapamam biliyorum, çünkü o şarkı içimde kuruyup kaldı. Beni öldüren bu işte. Şarkılar bitmez, yeni şarkılar filizlenip doğar her zaman..."
"Yaşamak bir serüven. Yaşamak, tükenmek. Ben yüce, güzel şeyler aradım ama köklerim kurutuldu. Yeniden yeşermeyeceğim."