Bumerang - Yazarkafe

27 Ekim 2011

Yalnızlar Palası'nda Flu Yalnızlıklar

Öyle zamanlar vardır ki, herşeyden uzaklaşıp; kulağımızı yüreğimize dayayıp, ruhumuzun derinliklerinden gelen içseslerimizi duymak isteriz. Böyle anlarda yalnızlık insana güç verir. Kaleminiz de güçlenir böyle anlarda, kelimeler kendiliğinden sıralanıverir, duygu yüklü cümlelere dönüşür. Edebiyatımızın “yalnız adamı” Sait Faik Abasıyanık'ın da bir öyküsünde “Yalnız başına olan insan kadar büyük adam yoktur” dediğini ve yalnızlığı yücelttiğini bilirsiniz.
Yalnızlığı yücelten, yalnızlığıyla dostluk kurabilmişlere seslenen bir başka kitaptan söz etmek istiyorum sizlere.  Yapı Kredi Yayınları tarafından okuyuculara sunulan bu kitap, Cüneyt Özdemir’in yazdığı ve “Flu” adıyla yayınlanan 24 denemeden oluşuyor. Cüneyt Özdemir’i daha çok haberci yönüyle tanıyoruz. Duygu yüklü kelimeleriyle kalemi de güçlü bir yazar aynı zamanda. Cüneyt Özdemir, “Flu”da kelimelerle adeta dans ediyor ve yalnızlıkla şekillenen ruh hallerinin farklı yansımalarını aktarıyor.
Hayata dair karelerin flu olduğunu vurgulayan Cüneyt Özdemir’in denemeleri, içeriğiyle bütünleşen fotoğraf, karikatür ve illüstrasyonlarla kitapta sunuluyor. Yazılarla bütünleşen söz konusu görseller; Uğurcan Ataoğlu, Bennu Gerede, Melisa Önel, Emre Senan, Manuel Çıtak, Haluk Tuncay, Selda Asal, Tülin Altılar, Latif Demirci, Serdar Tanyeli, Ayşegül Ulay, Yetkin Başarır, Cemal Emden, Sıtkı Kösemen ve Fırat Erez’in yaratıcılığıyla şekilleniyor. Bu yönüyle kitaptaki denemelerle birarada yer alan görsellerin anlatımı güçlendirdiğini söylemeliyim.
“Flu”nun yalnızlığıyla dost olabilmişlere seslenen bir kitap olduğundan bahsetmiştim. Cüneyt Özdemir, “Gribal Depresyon” başlıklı denemede insanın yalnızlığa uzanan sürecini “Hayat böyle, büyüdük... Büyüdükçe daha çok insan tanıdık, tanıdıkça daha çok güvendik, güvendikçe aldandık, aldandıkça daha kolay vazgeçtik, vazgeçtikçe daha da yalnızlaştık, yalnızlaştıkça içimize kapandık.”  diyerek anlatıyor.
Yalnızlık anlarında çoğu zaman en çok sorguladığımız kavram, mutluluktur. “Hadi Söz” başlıklı yazıda Cüneyt Özdemir, “Mutluluk, mutluluktur diyelim, hiç düşünmeyelim” diyor ve ekliyor:
“Yalanlara sarılalım hadi... Onlarla avunalım. En kolayı bu, ne de olsa. Sen bana birşeyler anlat, ben inanmayayım; ben sana anlatayım, sen kanma. Ama sonrasında ‘inandık gibi’, ‘kandık gibi’ olalım, en iyisi bu çünkü. Mutluluk kelimesini yazarken, arkasına bakmayalım hiç. Ne önemi var. ‘Mutluluk, mutluluktur’ diyelim mesela. Düşünmeyelim. Düşündükçe düşüyoruz baksana. Bakma ya da en iyisi aşağıya bakma. Sorularla gölgelemeyelim mutsuzluğumuzu istersen... Uzat yalanlarını, tutunayım. Onlar kurtaracak beni. Sonra da ben seni. Söz. Sözüm söz. Şüphemiz yok ne de olsa yalanlarımızdan. Di mi ama?”
Değinmeden geçemeyeceğim bir deneme de “Yalnızlar Palası”. Cüneyt Özdemir, yalnızların buluşma adresi olarak “Yalnızlar Palası”nı gösteriyor ve yalnızlıklar ile öznesi yalnızların ne de çok, ne de kalabalık olduğunu anlatıyor. En çok da bu yazıyı sevdim. Bu yazıdan da bir alıntı yapmak istiyorum. Cüneyt Özdemir, yalnızların birbirleri için tutunacak bir dal ve dayanacak bir koltuk değneği olduğunu şu cümlelerle aktarıyor okuyuculara:
“Adresiniz belli: Yalnızlar Palas. Palasımız, yalnızlığımız pek çok ziyaretçiyi kabul ediyor. Ama durmak, tutunmak zordur yurdumuzda. Kolay sıkılır insan. Güçsüzdür hayat karşısında. Tek başına idare etmek zordur bu palasın koridorlarında. Herkes birine muhtaç. Birbirine... Bir güçlüye, çoğu zaman da bir güçsüze. Yol gösteren bir koltuk değneği herkes birbirine...”  
Evet... “Flu”; yalnız kalıp, kendimizle başbaşa olmak istediğimiz ve Yalnızlar Palası’na koştuğumuz o anlarda bir başucu kitabı niteliğinde... Bu kitabı öyle anlarda çayınızı, kahvenizi ya da şarabınızı da yudumlayıp,  okuyun derim, huzur buluyorsunuz.  
Söylemek istediğim bir şey daha var. Şöyle ki; siz yine de çok yalnızlaşmayın. Sait Faik’in dediği gibi “Yalnız başına olan insan kadar büyük adam yoktur ama insanlarla beraber olan insan hakiki kıymetini ölçer, biçer.” Bunu unutmayın.  
Bu arada "Flu", kitaplarla dost bir arkadaşım tarafından okumam için bana verilmişti. Yeri gelmişken Diğdem'e de teşekkür etmeliyim.