Bumerang - Yazarkafe

15 Ocak 2014

Baudelaire Paranoyası

Para hırsı ve zenginleşme tutkusunun yön verdiği hayatlar, felsefede ve edebiyatta yer bulmuş konuların başında gelir. Benjamin Franklin, “İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın” der. Walter Scott ise, “Paranın öldürdüğü ruh, kılıcın öldürdüğü vücuttan daha fazladır.” der. Moliere’in “Cimri” oyununda da kahraman, tek tutkusu para olan Harpagon’dur. Uşak La Fleche, “Para dedin mi adamın kalbi taş kesilir, hem öylesine ki, kimse onunla baş edemez; karşısında gebersen kılı kıpırdamaz. Parayı şereften de, namustan da, ahlâktan da üstün tutar, biri para istemeye geldi mi, ödü kopar. Para istemek, onu canevinden vurmak, kalbini deşmek, ciğerlerini sökmek demektir” diyerek Harpagon’u tanımlar.
 
Sıradan bir insan, para hırsıyla bir suçluya kolayca dönüşebilir. Tıpkı Baudelaire Paranoyası’nda "Silahı elime aldım ve hayatım değişti. O kısacık zaman diliminde karmaşadan kesin bir berraklığa geçtim” diyen  Michael gibi…
 
Sel Yayıncılık’ın okucuyucularla buluşturduğu Ken Bruen’in “Baudelaire Paranoyası” romanını kitapçıda gördüğümde ilk olarak adından etkilendim. Ken Bruen’in “Baudelaire Paranoyası” romanı, Charles Baudelaire şiirleri serpiştirilmiş suç ve suçlu psikolojisini de inceleyen gizemli bir polisiye. Ken Bruen, kitabın başında yer alan yazar notunda “Seksenli yılların ekonomik kriziyle başları hâlâ dönmekte olan zengin kesim özellikle gergindi. Hareretli akşam yemeklerinin konusunu ‘beyazyaka cinayetleri’ oluşturuyordu. ‘Para-seks ve güç’ten oluşan olağan şüpheliler tarafından baştan çıkarıldıklarında ‘güvenli’ mesleklere neler olabileceğini araştırmak istiyordum: Bir muhasebeciyi al, onu en tehlikeli sokaklara sok ve ne yapacağına bak.” şeklinde de belirttiği gibi, bu romanında deneysel psikoloji ile polisiye türünü birleştiriyor.  
 
Paranın yoldan çıkardığı Michael’in dönüşüm süreci, kendini kaybetme ve birbiri ardına işlediği suçlar ile kişisel dengesini kaybedişi, yeni ve kaotik çevresindeki kişilerin etkisiyle sürüklenişi yazarın karmaşık olmayan kurgusuyla aktarılıyor. Michael’in eski hayatını sevgilisi Brenda ve arkadaşı Brad temsil ederken, yeni hayatını ise Laura, babası Harold Benton ve Amanda simgeliyor. Şair Charles Baudelaire hayranı olan Harold Benton’un zenginlik ve parasal güç odağındaki şaibeli hayatının yanı sıra para ile her şeyi elde etme arzusunun yön verdiği paranoyak kişiliği, Michael’in bu güce karşı zayıflığı, romanın karşıt iki argümanını oluşturuyor. 
 
“Baudelaire Paranoyası”ndan alıntılar:
 
“İşin içine biraz da Baudelaire kattın mı hangi zamanda olsa kefelerin dengesini bozarsın.”
 
Tanrım. Bu kadar görgülü, bu kadar korkunç İngiliz olmamayı ne kadar istedim.”
 
"Silahı elime aldım ve hayatım değişti. O kısacık zaman diliminde karmaşadan kesin bir berraklığa geçtim. Silahın neden eşitleyici olarak nitelendirildiğini ve insanların ellerine alınca neden sapıttıklarını anlayabiliyordum. O anda ve orada birilerini vurmak geldi içimden, kim olursa. Elektrik gibiydi elimde, olması gerektiği yerdeymiş gibi. Profesyonellerde yapıldığını gördüğüm gibi kemerimin arkasına sıkıştırdım ve Amerikan Düşü'nün ta kendisi olduğumu idrak ettim; beyaz, zengin, bekarımsı... Daha da iyisi, hâlihazırda birkaç leşim vardı, ama birinci ligde sayılmazdım, daha değil, ama gün henüz gençti ve bahar yakındı."