Bumerang - Yazarkafe

14 Ekim 2015

Hayat Seni Cümle İçinde Kullandı

“Cümle içinde kullanmak” deyince akla ilk gelen, ilkokulda Türkçe derslerinde öğrendiğimiz yeni kelimeler ve o kelimeleri tanımlamak için kurduğumuz tümcelerdir. Peki cümle içinde kullanılan sizseniz ve cümleyi kuran da hayat ise?  

Önce adıyla ilgimi çeken Hakan Urgancı’nın “Hayat Seni Cümle İçinde Kullandı” kitabında, hayatın sizi cümle içinde nasıl kullandığına dair halleri mizah yönüyle okuyorsunuz. Hakan Urgancı; kitabı, “Alaycı, insanın içini acıtan ama her ders gibi gerekli. İnsanın kendi içine ayna tutan, yazarı gibi kendisi ile kavga eden ama yenişemeyen bir kitap. Kitapta çok soru var yaşama dair, ancak yanıtları pek az. Neden mi? Sorunların kökenini öğrenince çözümü kendi içimizde buluyoruz da ondan. Hayata dair sorularımız, çoğunlukla aynı ancak yanıtlarımız ya da çözümlerimiz parmak izleri kadar özgün... Aslına bakarsanız türü ve sınıfı olmayan, kendi türünü yaratan bir kitap. Bu kitap, öncelikle bir deneme kitabı niteliğinde. Aynı zamanda felsefi sorular içeren -light- bir felsefeye giriş kitabı. Bünyesinde sufi mesajlar saklayan bir mütevazi inci. Çokça mizah içeren bir gırgır kitap. Belki de yazarının başını çevresiyle derde sokabilme potansiyeline sahip bir harakiri kılıcı. Tüm bu özelliklere sahip olduğu için psikoloji ve sosyolojiyi koltuk değneği yapan, derdini dökerken çaktırmadan derdinizi dinleyen bir kanka, bir terapist. Ortaya karışık yani...” diye tanımlıyor.

Hayatla kavgası olanların, istediğini alamayanların, alıp da tatmin olamayanların, mutluluğun sırrına eremeyenlerin, olgunluk çağında hayatta sınıfta kalanların sorularına, "neden" başlıklı yazılarla yanıt arandığı kitap, okurlara “Umarız, hayat sizi güzel bir cümle içinde kullanmıştır.” dileğinde bulunuyor. Kitap, Elma Yayınevi'nce yayımlandı. 

Kitapta altını çizdiğim cümleler; 

“Kaybedeceğiniz şeylere tapmaktan vazgeçmeden mutsuzlukla savaşamazsınız.”

“Gitmek için tek doğru şekil zamandır. Gitmek istediğin an gideceksin. Çünkü bir an sonra, sınır çizgisinin takatinin yeteceğinden daha uzağa çekilmiş olduğunu fark edersin. Dün gidemezdin belli ki, gidememiştin de zira. Yarın hiç gidemeyeceksin. Gideceksen bugün gideceksin…”

"Ferrari'sini satan bilgelerin olduğu bir çağda yaşıyoruz. Aslında hiçbir bilge, Ferrari'sini satacak kadar salak değildir. Çünkü Ferrari’si olan bilge yoktur. Bilge, aracı yapanın, iç dünyasında satın alandan daha mutlu olması gerektiğini bilir.” 

"Gitmek istiyorsun. Gidesin var. Gidemiyorsun. Sen gidemesen de için gidiyor gitmek deyince... Her kaçışta kendinden geçiş vardır. İlk olarak hazzı yaşar, kendinden geçersin. Sonra da kaçılacak tek kapının kendinden geçtiğini fark edersin... Unutma ki, nereye kaçarsan kaç, kaçtığın kendinsin. Öyle bir bavulun var ki senin, sen de hep onun içindesin. Hem kimin bavulu geçmişinden daha ağırdır ki?"

“Kişi, bir alışkanlığı öylesine kökleştirir ki, yetişkin döneminde karşılaştığı büyük travmalarda çocuk alt benliğine döner ve sakinleşebilmek için ağzına eline geçirdiği en yakın nesneyi tıkar ve emmeye ya da dişlemeye başlar. Psikiyatri bu duruma ‘Oedipus Kompleksi’ adını vermiştir.”

“Aşk, mutluluğun sadece bir bileşeniydi, kendisi değil. Zira aşk, mutluluk kadar mutsuzluğun da formülüydü.”

“Sen çocuktun, sandın ki hayatın öznesisin. Bir sokak oyununda seni maça dahil etmek için topun olması gerektiğini görünce anladın ki, sen ancak gizli öznesin.”

“Doğru, iki nokta arasındaki en kısa yok olarak geometrik anlamda tarif edilebilir.  Ancak iki kişi arasındaki en kestirme yol, her zaman doğru olmayabilir.”


“Daha çok bildikçe teorisyen olarak kaldık. Zira harekete geçme gücümüz azaldı.”