Bumerang - Yazarkafe

18 Ocak 2016

"Bir film ile hayata bakışınız değişebilir.”

Medikent Dergisi için yaptığım söyleşidir. 
http://www.kenthospital.com/images/_medikent/_pdf/1605638990medikent-18-app.pdf.pdf


Türk sinemasında yarım asırlık başarılı ve saygın bir kariyer çizgisini koruyabilmek için dünden bugüne nelere önem verdiniz?

Ben mesleğime tutku ile bağlı bir insanım. Dürüstlüğümden, olduğum gibi görünmekten, açık sözlülüğümden, prensiplerimden hiçbir zaman ödün vermemeye çalıştım ve hiçbir zaman insana olan saygımı yitirmedim. Yaptığım işin en doğru, en iyi olması için, araştırmaktan ve çalışmaktan yılmadım… Belki de bu kadar titiz çalışmalarımın sonucunu aldım. Yaptığım seçimlere çok dikkat ederek.…

Oyunculuk kariyerinizdeki kilometre taşları sizce nelerdir?

200’e yakın filmde rol aldım. Kamera karşısına ilk geçtiğim film Susuz Yaz’ı birinci sırada söyleyebilirim. Bu film ile sinema sanatıyla tanıştım çünkü.

Vurun Kahpeye adlı filmde, 17 yaşında Kurtuluş Savaşı’nda bir kadını canlandırmak, onun verdiği büyük sorumluluk vardı.

Ömer Lütfi Akad’ın Gelin, Düğün, Diyet üçlemesi.., Kadının uyanışı, hak talebi, emeğinin karşılığını istemesi… Hem kadın olarak uyanış, hem sinemada ne yapmam gerektiği konusunda uyanış, hem de gerçek hikayelere dönüş oldu benim için…

Firar, Almanya Acı Vatan, Kurbağalar ve Derman var… O güne kadar canlandırdığım masum genç kız rollerinin aksine, toplumsal konuları işleyen, gerçek hayattan alınmış karakterlerle çıktım bu filmlerde seyirci karşısına.

İlk filminiz Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filmiydi. Henüz 16 yaşındayken ilk kez bu film ile kamera karşısına geçtiniz.  Türk sinemasının da yüz akı olan bu film, pek çok ödül aldı. 16 yaşında Susuz Yaz’daki rol alma sürecinizi ile başarı öyküsünü okuyucularımızla da paylaşabilir misiniz? 

Küçük yaşlardan beri konservatuvar eğitimi alıyordum… Bir nevi mesleğimi seçmiştim de diyebiliriz… Bale, tiyatro, piyano eğitimlerim uzun yıllar devam etti… Okullar tatil olunca Ankara’dan İstanbul’a tatile geldiğim sırada kız kardeşim Nilüfer Koçyiğit’i bir gün sete ziyarete gittim ve Metin Erksan ile tanıştık. O sırada Susuz Yaz filmi için kadın oyuncu arayışı içerisindeydi. Henüz 15 yaşındaydım, önce rol için biraz küçük geldim kendisine ama kıyafetler, saç, makyaj ile yaşı biraz daha büyütebildik.

1963 yılında, Susuz Yaz sayesinde sinema ile tanıştım. Yaşım oldukça küçüktü, tiyatro talebesiydim. En büyük hayalim bir gün tiyatro sahnesine çıkabilmekti, çünkü çocuk yaş- larda bunun tadını almıştım. Ama tesadüfe bakın ki tiyatrodan önce film kameraları karşısında buldum kendimi. Sinemayı çok benimsedim, çünkü tiyatroya nazaran çok daha geniş kitlelere çok daha kısa zamanda ulaşabiliyordu.

Sonrasında film Türkiye’ye ilk uluslararası başarısını kazandırdı; Altın Ayı… Bu haberi aldığımızda henüz dördüncü filmimi yapıyordum. O yaşlarda bu ödülün anlamını, ne ifade ettiğini ölçebilecek bir durumda değildim açıkçası. Ama çevrem, eleştirmenler, sinema dünyası, izleyenler öylesine büyük bir coşku ile karşıladılar ki Türk halkına büyük bir gurur yaşattığımı söylediler her defasında. Sonra bunun bana büyük bir sorumluluk getirdiğini fark ettim. O gün bugün de bu sorumluluğu hissediyorum. Yani “Susuz Yaz”ın Türkiye için uluslararası ilk başarısının ardından, bu halk yaptığımın ne denli önemli olduğunu hatırlattı bana.

1963’teki ilk filminiz Susuz Yaz’dan itibaren pek çok filmde üstlendiğiniz başroller ile ülkemizdeki kadın profillerini de beyaz perdeye yansıttınız. Bu rollerden yola çıkarak, o yıllardan bugüne Türkiye’de kadınların hayatında sizce neler değişti? 

Kadın daha çok sosyal yaşamın içinde günümüzde, daha çok sivil toplum örgütlerinde yer alabiliyor. Günümüzde teknoloji, kadının toplumda daha aktif rol alması gerektiğini gösterdi. İş hayatında, eğitim hayatında, sosyal hayatta  kadın daha çok görünür ve etkin olmaya başladı. Örgütlü toplum oldukça, kadınlar haklarını daha çok seslendirebilir oldular.

Türk sinemasının markalaşmış bir ismi olarak, günümüz sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son derece güzel ve gurur verici… Başlangıçtaki o amatör yapı bugün daha profesyonel bir düzeye geldi. Tek kamera ile  teknik yoksunluklardan, bugün geldiğimiz nokta beni çok mutlu ediyor. Sinemamızı dünyaya açma konusunda genç girişimcilerin çoğalması, sinema bölümleri olan okulların hayata geçmesi, bugün sinema adına bir umudu doğuruyor. Yeteneklerini geliştirmek için daha büyük özveriyle çalışan ve bunu büyük bir aşk ve saygı ile yapan gençler daha kalıcı olacaktır diye düşünüyorum. İlerlemeyi genç girişimci sinemacıların varlığına, teknolojiden yararlanabilmelerine, eskiye nazaran çok fazla sponsor ve devletin desteğini alabilmelerine bağlıyorum.

Sinemanın insan ve toplum psikolojisine olan etkileri ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Bence birebir etkilidir. Çünkü sinema gerçeklerden yola çıkarak insanları düşündürebilme ve düşüncelerini eyleme geçirebilme ufuklarını açar. Sadece seyirlik bir eğlence değil, aynı zamanda bir eğitim, iletişim aracıdır.

Sinema, öylesine gerçektir ki, gerçek hayatta görmüş olduğunuz bir şeyin göremediğiniz ince detaylarını yakalamanıza yardımcı olur. Hayatı kavramanıza yardım eder. Bir filmle hayata bakışınız, insana bakışınız değişebilir.

Eş, anne, oyunculuk derken birçok rolü üstlenmiş başarılı bir kadın olarak kadınlara hayata dair neler önerirsiniz?  Bir anne olarak öncelikleriniz nelerdir? “Kariyer de yaparım, çocuk da yaparım” söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

20 yaşında evlendim, 21’imde de anne oldum. Kariyerin zirvesindeyken, evlenip çocuk yapmak, buna rağmen 50 sene boyunca belli bir yeri korumak çok kolay değil. Bana evlendiğimde “Yazık, kariyerini bıraktı” dediler. Evlilikle kariyeri yürütebileceğimi düşünmediler. Eşim, tam tersine insanların bana verdiği sevgiyle gurur duydu. Mesleğimi bir tarafa bırakmamı istemedi.

“Kariyer de yaparım, çocuk da yaparım” söylemini olumlu değerlendiriyorum. İnsan istedikten sonra herkese, her şeye vakit ayırabilir. İş ki doğru planlama yapılabilsin. Anne olana kadar olan süreçte verilen ciddi bir emek söz konusu… Anne olduktan sonra da hiçbir kadın kariyerinden vazgeçmemeli sağlığı el verdiği müddetçe… Çocuk yaptıktan sonra mesleklerini bırakan kadın hikayeleri bana çok acıklı geliyor…

Hayatınızın sanatla şekillenmesinde annenizin büyük desteği olduğunu biliyoruz. O yılları düşündüğümüzde annenizin yetenekli olan küçük kızını desteklemesi oldukça önemli.  Anne ve babalara çocuklarının yeteneklerini keşfedip, yönlendirmeleri konusunda neler söylersiniz? 

Ankara’da konservatuarda başladığım bale dersleri, daha sonra İstanbul’da Şehir Tiyatroları’nda hem tiyatro, hem de bale dersleriyle sürdü. Annem olmasaydı, üzerime bu kadar eğilmeseydi, benimle birlikte o kurstan diğer derse koşturmasaydı belki de bugün Hülya Koçyiğit olmayacaktım. Yeteneğim ilkokulda öğretmenlerim tarafımdan keşfedildi ve başta annem olmak üzere ailem bu konuda hep destekledi beni. Umarım her ebeveyn doğru yönlendirmede bulunabilir.

Hülya Koçyiğit’i zarif, saygın, inceliklerle dolu ve pozitif yönüyle kendi ışığını yansıtan güzel bir kadın olarak seviyoruz. Yansıyan bu ışık, pozitif enerjiyle bizlere yansıyor.  Pozitif enerjinizin kaynağı nedir? Mutluluğu nasıl tanımlarsınız?

Öncelikle çok teşekkür ederim. Peşin hükümlü olmadan, insanların dış görünüşlerinden çok içlerini görmeye, anlamaya çalıştım. Hoşgörülü  ve affedici olarak her insanı olduğu gibi kabul ederek mutlu oluyorum. Yaratandan ötürü, yaratılanı seviyorum çünkü… İnsan denilen varlığa büyük bir saygı duyuyorum başta da söylediğim gibi. İnsan onurunu okşamak, karşımdaki insanı memnun edebilmek benim mutluluğum…

Hayata ve sağlığa dair nelere özen gösteriyorsunuz?

Sağlıklı beslenmeye ve elimden geldiğince spor yapmaya çalışıyorum. Sürekli bunu koruyamasam da arada verdiğim kaçamakların ardından eski düzenime kısa sürede dönüş yapmaya çalışıyorum ve  yürüyorum.

“Kadın, her yaşta güzeldir” mottosunun canlı bir örneği olarak kadın ve güzellik algısı konusunda neler söylersiniz?

Doğallık kadar güzeli yok… İnsanın içi dışına yansır en nihayetinde. İnsan önce kendini mutlu edebilmeli. Kişi iç huzuru yaşadığında her yaşta güzelliğini koruyabilir.

Hülya Koçyiğit’in oyunculuk dışında hobileri var mıdır? Ev halleriniz nasıldır? Neler sizi mutlu eder?

Organiğe olan merakım dolayısıyla evim bahçesinde küçük de olsa bir bostanım var. Sıcak, soğuk, kar, yağmur, çamur demeden mutlaka her gün birkaç saatimi bostanda geçiriyorum. Ekip, biçmek, toprak ile uğraşmak inanılmaz bir huzur ve keyif veriyor bana. Sonrasında oradan topladıklarım ile yemek yapıp, bunları ailemle, sevdiklerimle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Keşfetmeyi çok severim. Merak ettiğim her şeyin peşine düşerim. Yeni yerleri görmek benim için huzur vericidir mesela. Bir türlü arınma da diyebiliriz. Bol bol kitap okur, film izler ve sevdiklerimle vakit geçirmeye çalışırım.