Bumerang - Yazarkafe

12 Nisan 2016

O Vakit Son Mimoza

Mimoza, nedendir bilmem hep hüzünle bütünleşir. Adından mütevelli alıp okuduğum “O Vakit Son Mimoza” da Cemil Kavukçu’nun hüzün ve yalnızlık ile şekillenen, en nihayetinde ölüme yaklaşan  hayatları anlattığı 9 öyküden oluşuyor. Can Yayınları’nın okurlara sunduğu bu öykülere Melih Kavukçu’nun çizimleri eşlik ediyor.  

Mimoza, bu kitapta aslında bir meyhane adı… Bu meyhane, üç öykünün de mekanını oluşturuyor. Kitaptaki öyküler, karakterleriyle kısmen birbirleriyle bağlantılı. Mimoza’nın ziyaretçileri, geçmişte kaybettikleriyle kendi iç dünyalarında yaşayan ve bundan dolayı da birlikteyken bile yalnızlık çemberinden kopamayan insanlar. Bazen suskunluklarıyla sessiz vakit geçirmeyi, bazen de öyküler anlatarak konuşmayı tercih ediyorlar. Mimoza’nın  bu insanların sığınma mekanı olduğunu “O Vakit” adlı öyküden bir alıntıyla ifade edebiliriz ki bu cümleler ile edebiyatımızın “yalnız adamı” Sait Faik’i hatırlayabilir ve Son Kuşlar’ına dem vurabilirsiniz:
  

“Hepimiz değişik türlerde kuşlardık aslında; akşamla birlikte bakışları hatta bütünüyle yüzü değişen ve içinden yalnızca gölgeler geçen kuşlar... Akşam olunca gelip Ender’in Mimoza’sına sığınıyorduk, herkesin tüneği ve gelme saati belliydi.”

Kasvetli gibi görünen bu öyküleri okudukça; yalnız, hüzünlü ve monoton günlerde bile insanın kendi içinde bir umut barındırabileceğini görebiliyorsunuz. Nitekim her şeye rağmen umudun yaşama sevincini körüklediği, kitabın arka kapağında da vurgulanıyor:

“…En umutsuz anlarımızda bile bahçemize bir fidan diker, bir sokak hayvanıyla dost olur, ölüm döşeğinde gülümseriz. Çünkü insan asıl umudunu kaybettiği zaman ölür.”

“Dörtgen” öyküsünde ölüme ve tabuta çağrışım yapılmış olması kadar, “Zamansızlık” öyküsünde de zamanın ve mekanın yitirilmesinin Alzheimer hastalığından yola çıkılarak anlatılması, bu öykülerin kurgu gücünü de artırıyor. Yazar; ölümün insan için mekanı ve zamanı yok ettiği gibi Alzheimer hastalığının da insanlarda zaman ve mekan algısının günbegün kaybı demek olduğunu anlatıyor. “Nasıl Olsa Gideceksin” öyküsünde ise “ölüme yol alan bir gemi” metaforuyla yazar, rüya kanalıyla mekan kavramını sorguluyor.


Sapsarı çiçeklenen mimoza, bu kitap ile yine hüzünle bütünleşiyor. Yine de hüzünlü öyküleri okurken kasvete bürünmüyorsunuz. Cemil Kavukçu, öyküleriyle benim için Sait Faik’in izinde başarılı bir öykü yazarı. Kitaplarını okumalısınız.